Göçmenler Sırtımızdaki Yük Mü?

Göçmenler Sırtımızdaki Yük Mü?

Anadolu toprakları göçe hiç yabancı değil. Çoğunlukla unutsak da Türkler de bu coğrafyanın göçmenleridir. Öncesinde olduğu gibi, Cumhuriyet sonrasında da bu topraklar dönem dönem yoğun göçlere sahne oldu. Zengin Batı ile Doğu arasındaki geçiş noktasında bulunması, siyasi geçmişi ve ekonomik potansiyeli, Türkiye’yi her zaman göç rotası haline getiriyor.

 

Fakat son dönemde, bir geçiş ülkesi olmanın yanında, hedef ülke haline de geldik. Hedef ülke olmak olumsuzluk çağrıştırsa da, insanların sizin ülkenizi yaşamak için tercih ettiği anlamına gelir. İnsanlar genellikle bulundukları ülkeden, daha iyi bir hayat sürebileceklerine inandıkları için göç ederler. Dolayısıyla bir ülkenin göçmenlerin hedefi olması, yani yerleşme amacıyla oraya göç etmeleri, aslında birçok açıdan iyi bir durumdur. Göç ile olan ilişkimiz sadece göç almakla sınırlı da değil. Türkiye, özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısından başlayarak Avrupa’ya büyük miktarda göç verdi ve vermeye de devam ediyor. Avrupa’ya göç eden insanlarımızın temel motivasyonu da daha iyi bir hayat sürebileceklerine olan inançlarıdır.

TÜİK verilerine göre 2013 yılında istihdamın arttığı ve işsizliğin en fazla düştüğü üç il olan Gaziantep, Adıyaman ve Kilis’in aynı zamanda Suriyeli göçmenlerin en yoğun olarak bulunduğu yerler olması dikkat çekicidir. Bu durum Suriyeli göçmenlerin göç ettikleri illere hem tüketim hem de üretim açısından büyük katkılarının olduğunu göstermektedir.

Görünen o ki Türkiye’nin kendisini göç olgusundan soyutlaması mümkün değil. İçinde bulunduğumuz çağda bu yargı birçok ülke için geçerlidir. Bununla birlikte, “madem göç alan bir ülke olmaktan kurtulamayacağız, o nedenle göçmenleri kabullenmeliyiz” şeklindeki bir düşünce de kesinlikle doğru değil. Tam tersine, göçmenler bir sorun değil, Türkiye için büyük bir fırsattır. İLKE İlim Kültür ve Eğitim Derneği’nin “Geleceğin Türkiye’si Projesi” kapsamında yayımladığı rapor, göç hareketlerinin bir sorun olarak değil, fırsat olarak görülmesi gerektiğini ortaya koyuyor. [1] Göçmenler Türkiye için bir “yük” veya “sorun” değil, geleceğin müreffeh Türkiye’sinin inşasına katkıda bulunacak önemli bir insan kaynağıdır.

 

Tarihi bulundukları anın beş yıl öncesi ve beş yıl sonrası olarak okumayı tercih edenler ile siyasal hedeflerine ulaşmak için her türlü yolu mubah görenlerin, zorunlu veya gönüllü bütün göçmenleri bir sorun olarak göstermek için her türlü aracı kullandığı bir çağdayız. Bütün ülkelerde, göçmenlerin problemlerin kaynağı olduğuna ilişkin popülist söylemlerin zirvede olduğu görülüyor. Göçmenlere ilişkin olumsuz kanaatler birçok ankete yansıyor. Göçmen karşıtı söylem ve göçmen karşıtı kanaatler birbirlerini besliyor. Göçmen karşıtı söylemlere sahip insanların belediye başkanı olarak seçilmesi ve bu söylemleri bulundukları makamdan da dile getirmeleri, yükselen göçmen karşıtlığının Türkiye açısından ne kadar önemli bir tehdit oluşturduğunu ortaya koyuyor. Söz konusu söylemlerin doğrudan belirli bir kimliğe yönelik olması ise ayrı bir tehlike oluşturuyor.

 

Bütün bu göçmen (ve özellikle “Suriyeli”) karşıtlığının beslendiği temel iddialara bakıldığında, önemli bir kısmının ekonomik argümanlar olduğu görülüyor. Peki, göçmenlerin Türkiye’ye ve Türk vatandaşlarına ekonomik olarak “zarar” verdiğine ilişkin iddialarda ne kadar gerçeklik payı var? Maalesef yaygın olarak kullanılan ekonomik argümanların tamamı yanlış ve hiçbir bilimsel bulguya dayanmıyor. Bunların birçoğu salt propaganda amacıyla yayılmaya çalışılan iddialar.

 

Göçmenlerin yerli işçilerin çalışmak istemediği iş kollarında istihdam edilmeleri ve ülke içindeki tüketimi artırmaları sonucu yarattıkları ilave talep gibi nedenlerle olumlu etkilerde bulundukları da bilinmektedir. [2] TÜİK verilerine göre 2013 yılında istihdamın arttığı ve işsizliğin en fazla düştüğü üç il olan Gaziantep, Adıyaman ve Kilis’in aynı zamanda Suriyeli göçmenlerin en yoğun olarak bulunduğu yerler olması dikkat çekicidir. Bu durum Suriyeli göçmenlerin göç ettikleri illere hem tüketim hem de üretim açısından büyük katkılarının olduğunu göstermektedir. [3]

 

İktisatçıların yaptığı veriye dayalı araştırmalar bize göçün işsizlik ve ortalama ücretler üzerinde olumsuz bir etkisinin bulunmadığını gösteriyor. Türkiye’nin maruz kaldığı şekilde, kısa bir dönemde yoğun göç yaşayan ülkelere dair yapılan araştırmalar da, göçün istihdam üzerinde önemli bir olumsuz etkisinin olmadığını gösteriyor. 1980’lerde Miami’nin [4], 1960’larda Fransa’nın [5], 1990’larda İsrail’in [6] ve Avrupa’nın [7] karşılaştığı mülteci akınlarının işgücü piyasası üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmaların hepsi ya hiçbir olumsuz etki bulamamış ya da etkinin çok küçük olduğu sonucuna varmıştır. Türkiye için yapılan çalışmaların sonuçları da bahsi geçen sonuçlarla paralellik arz ediyor. Suriyeli göçmenlerin Türk vatandaşlarının kayıt dışı istihdamını azalttığı tespit edilmiş [8], nitelikli işgücü istihdamı üzerinde ise pozitif etkileri olduğu görülmüştür. [9]

 

Bu bulguların yanında, göçmenlerin verimlilik üzerinde de olumlu etkilerinin olduğuna dair bilimsel bulgulara sahibiz. Artan verimliliğin yerlilerin ücretlerine bir artış olarak yansıdığı belirlenmiştir. [10] Son olarak, 2018 yılında tamamlanan önemli bir araştırmada, Suriyeli göçmenlerin Türk vatandaşlarının istihdamında herhangi bir azalmaya neden olmadığı görülmüştür. [11] Suriyelilerin yoğun göçleriyle Türk vatandaşlarının kayıt dışı sektörden formel sektöre geçmelerine neden oldukları, fakat herhangi bir istihdam kaybına neden olmadıkları tespit edilmiştir. Formel sektördeki erkek çalışanların ücretlerinde ise Suriyeli göçmenlerden kaynaklanan anlamlı bir artış söz konusudur.

 

Çoğunluğunu Suriyelilerin oluşturduğu Türkiye’de yaşayan yabancıların, oldukça zorlu bir süreç sonunda çalışma izni alabildikleri biliniyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, 2018 itibariyle yaklaşık 105 bin yabancıya çalışma izni verilmiştir. Bu sayının ülkemizde bulunan toplam göçmen sayısıyla kıyaslandığında çok küçük kaldığı, bu nedenle göçmenlerin önemli bir kısmının kayıt dışı sektörlere yöneldiği görülüyor. Göçmenlerin ekonomiye yaptıkları katkının artırılabilmesi için, öncelikle yetişmiş nitelikli işgücü sınıfında olan üniversite mezunlarından başlamak üzere, çalışma izni verilen yabancıların sayısının artırılması ve çalışma izni başvuru sürecinin kısaltılması gerekiyor.

 

Türkiye’nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı kitlesel göç hareketinin işgücü piyasası üzerindeki etkisi, sadece büyük bir nüfusun işgücü piyasasına girmesinden ibaret değil. Türkiye’ye göç eden insanların beraberinde getirdikleri sermaye de dolaylı olarak ülkemizin işgücü piyasasını olumlu etkiliyor. Suriyelilerin 2012 yılında Türk bankalarında 311 milyon lira olan toplam mevduatının, 2015 yılına gelindiğinde 1,5 milyar liraya ulaşması bunun en açık göstergesidir. Mevduat artışına paralel olarak, Suriyeli müteşebbislerin kurduğu şirket sayısı da açık bir şekilde yükselmiştir. Ayrıca Suriyelilerin bulundukları bölgelerde, ucuz işgücünün etkisiyle firmaların kârlılıkları ve ekonomik canlılık artmıştır. [12] Resmî açıklamalara göre, son yıllarda Türkiye’de kurulan Suriye sermayeli firma sayısı 10 bin ve bu firmalarda istihdam edilen kişi sayısı ise 100 bin civarındadır. Müteşebbislik çok değerli bir ekonomik kaynaktır ve ülkemize göç eden yabancıların arasında bu yeteneğe sahip çok sayıda birey bulunmaktadır. Türkiye’nin bu potansiyel müteşebbisleri çeşitli zorluklarla uzaklaştırmak yerine teşvik etmesi gerekmektedir.

 

Göçmen karşıtı söylemlerin önemli bir parçası da Suriyeli göçmenlere devlet tarafından yapılan yardımlardır. Bu yardımları bir sorun olarak görmenin etik olarak sorunlu olması bir yana, Suriyeli göçmenlere yapılan yardımlar ekonomide toplam talebi artırıcı bir katkı olarak görülmelidir. Suriyeli göçmenlere yapılan çeşitli yardımlar ve barınma merkezlerindeki harcamalar, aslında bölgesel istihdama bir katkı ve iç talebi artıran bir maliye politikasından farklı değildir. İktisadi açıdan bakıldığında, bu harcamaların tamamı genişletici maliye politikası olarak değerlendirilebilir ve milli geliri artırıcı etkisi vardır.

 

Görüldüğü gibi, elimizde göçmenlerin ekonomik olarak olumsuz bir etkileri olduğuna dair herhangi bir kanıt mevcut değil. Hem uluslararası çaptaki hem de Türkiye’deki araştırmalar, göçmenlerin ekonomiye herhangi bir olumsuz katkılarının olmadığını, oluşturdukları talep ve getirdikleri insan kaynağı potansiyeliyle ekonomiye çeşitli alanlarda katkı sunduklarını gösteriyor. Dolayısıyla çeşitli iletişim araçlarıyla pompalanan göçmen karşıtı iddiaların hiçbirinin herhangi bir somut dayanağı yoktur. Göçmenlerin ülke ekonomisine yaptıkları katkı sadece ekonomik boyutla da sınırlı değildir. Göçmenlerin ülkedeki kültürel çeşitliliği artırarak demokrasimizi güçlendirdikleri ve popülist söylemin aksine toplumsal kaynaşmaya katkı sağladıkları unutulmamalıdır.

 

[Prof. Dr. Murat Taşdemir Medeniyet Üniversitesi’nde İktisat Bölümü öğretim üyesidir]

[Bu yazı Prof. Dr. Murat Taşdemir tarafından İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği için hazırlanan “Geleceğin Türkiyesinde Ekonomi” adlı rapordaki ilgili bölümlerden yine Prof. Taşdemir tarafından hazırlanan özettir]

[1] Taşdemir. M., Ergeç. E. H., Kaya. H., Selçuk. Ö., (2019). Geleceğin Türkiyesinde Ekonomi: Sorunlar, Eğilimler ve Çözüm Önerileri. (Rapor No. 2019/15). İstanbul: İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği. https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-ekonomi adresinden alınmıştır.

[2] Özgüler, V. C. (2018). Kitlesel göçlerin emek piyasalarına etkisi: Türkiye’deki Suriyeliler. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, 74, 77-102.

[3] Erdoğan, M. M. ve Ünver, C. (2015, Kasım). Türk iş dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler konusundaki görüş beklenti ve önerileri. Ankara: Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK). https://www.tisk.org.tr/tr/e-yayinlar/353-goc/353-goc.pdf adresinden alınmıştır.

[4] Card, D. (1990). The impact of the Mariel boatlift on the Miami labor market. ILR Review, 43(2), 245–257.

[5] Hunt, J. (1992). The impact of the 1962 repatriates from Algeria on the French labor market. ILR Review, 45(3), 556–572.

[6] Friedberg, R. M. (2001). The impact of mass migration on the Israeli labor market. Quarterly Journal of Economics, 116(4), 1373–1408.

[7] Angrist, J. D. ve Kugler, A. D. (2003). Protective or counter-productive? Labour market institutions and the effect of immigration on EU Natives. Economic Journal, 113(488), F302–F331.

[8] Ceritoglu, E., Yunculer, H. B. G., Torun, H. ve Tumen, S. (2015). The impact of Syrian refugees on natives’ labor market outcomes in Turkey: Evidence from a quasi-experimental design [IZA Discussion Papers, No. 9348]. Institute for the Study of Labor (IZA). DOI: 10.1186/s40173-017-0082-4

[9] Del Carpio, X. V. ve Wagner, M. C. (2015). The impact of Syrian refugees on the Turkish labor market [Policy Research Working Paper, No. 7402]. Washington, DC: World Bank.

[10] Peri, G. (2012). The effect of immigration on productivity: Evidence from US states. Review of Economics and Statistics, 94(1), 348-358.

[11] Aksu, E., Erzan, R. ve Kırdar, M. G. (2018) The Impact of Mass Migration of Syrians on the Turkish Labor Market. [IZA Discussion Papers, No. 12050]. Institute for the Study of Labor (IZA).

[12] Akgündüz, Y. E., Van den Berg, M. ve Hassink, W. (2018). The impact of the Syrian refugee crisis on firm entry and performance in Turkey. The World Bank Economic Review, 32(1), 19-40.

Kaynak:AA

ümraniyede satılık daire
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ